Posts Tagged ziraat-bankası

Ziraat’in kampanyasına rekor başvuru

GOOGLE REKLAMLARI

Ziraat Bankası’nın kriz ortamında piyasaları canlandırmak amacıyla başlattığı “Bahar Kampanyası” 2 milyar TL’ye ulaştı.
Açılan her 10 TL krediden 7 lirası tüketiciye gitti…Ziraat Bankası’nın “Bahar Kampanyası” rekor kredi kullanımıyla sonuçlandı. Yaklaşık bir ay yürürlükte kalan kampanya boyunca binlerce vatandaş krize rağmen 2 milyar TL tutarında kredi kullandı. Yetkililer, bankacılık sektöründe bir ay içerisinde bu boyutta fiilen kullandırılan kredi miktarının daha önce yaşanmadığını belirttiler.

YÜZDE 70’İ TÜKETİCİ KREDİSİ

 Ziraat’in 24 Mart’ta açıkladığı ve nisan ayı sonuna kadar uygulanan kampanya kapsamında tüketici, konut ve taşıt kredilerinin faizlerinde yüksek oranlı indirimler yapılarak krediler cazip hale getirilmişti. Kampanyada en yoğun ilgi yüzde 0.99’luk cazip faiz nedeniyle “tüketici” kredilerine oldu. 2 milyar TL kredinin yaklaşık 1,4 milyar TL’si tüketici, 350 milyon TL’si konut ve yaklaşık 250 milyonu da taşıt kredilerinden oluştu. Böylece Ziraat’in kullandırdığı her 100 lira kredinin 70 lirası tüketici kredilerine gitti.

PAHALI KREDİYİ KAPATTILAR

Kampanya sonuçlarına ilişkin bilgi veren yetkilileri, Ziraat Bankası’ndan düşük faizli tüketici kredisi kullananların ağırlıklı olarak diğer bankalara ait yüksek faizli kredileri kapatmakta kullandıklarını bildirdiler. Yetkililer, “Vatandaş başka bankalardan aylık yüzde 2.04’lere varan oranlarda kredi kullanmıştı. Bahar kampanyası çerçevesinde faizleri aşağı çekince, başka bankalara kredi kartı borcu olan ya da tüketici kredisi borcu olanlar Ziraat’e adeta hücum etti.

Ziraat’ten aldıkları düşük faizli kredileri diğer bankalara yatırıp yüksek faizli kredilerini kapatarak büyük avantaj yakaladılar” dediler. Ziraat, yoğun talep üzerine tüketici kredisini 10 bin TL ile sınırlamıştı. Bu nedenle kredi dağılımında ağırlığın 5 bin ve 10 bin liralık kredilerde oluştuğu belirtildi. Bahar kampanyasıyla tüketici kredileri yüzde 0.99’a konut kredileri yüzde 1.29’a, taşıt kredileri de yüzde 1.19’a kadar çekilmişti.

, ,

No Comments

Bankacılıkta Serbestleşme ve Dışa Açılma Dönemi (1980-1994)

GOOGLE REKLAMLARI

Bu dönemde bankacılık sektöründe yaşanan önemli gelişmeler:

- Uluslararası bankacılık standartları benimsenmiş,
- Tek düzen hesap planı kabul edilmiş,
- Bilançolar dış denetime tabi tutulmuş,
- Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kurulmuş,
- Interbank piyasası kurulmuş,
- Türkiye’de yerleşik kişilere döviz tutma ve döviz mevduatı açma izni verilmiş,
- Sektöre yeni yerli/yabancı banka girişine izin verilmiş,
- Faiz oranları serbest bırakılmış,
- Bilgisayar ve teknolojik yenilikler bankalar tarafından kullanılmaya başlanmış,
- Az şubeli küçük ve orta ölçekli banka sayısı artmış, büyük ölçekli bankaların Pazar paylarında gerilemeler olmuş,
- Bankaların kur ve faiz riskleri önemli ölçüde artmıştır.

1980 sonrası bankacılık sektöründe yaşanan olumlu gelişmelere rağmen makroekonomik istikrarsızlık, yüksek kamu açıkları, bankacılık sektöründeki yapısal bozuklukların giderilememesi nedeniyle 1982-1984 yılları arasında Hisarbank, İstanbul Bankası ve Ortadoğu Bankası’nın yönetimine el konulmuş ve bu bankalar daha sonra Ziraat Bankası’na devredilmiştir.

1970′li yılların sonunda ödemeler dengesi problemleri nedeniyle yaşanmaya başlanan ekonomik durgunluk, sanayinin döviz gereksinimini de karşılayabilecek yeni bir sanayileşme stratejisinin benimsenmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. 1980 yılında, iç pazara yönelik üretimin yapıldığı ithal ikameci sanayileşme stratejisi terk edilerek, piyasa ekonomisine dayalı, dışa açılmayı ve dışsatıma yönelik üretimi esas alan bir kalkınma politikası benimsenmiştir. Yeni stratejiyi desteklemek, ekonominin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre yeniden yapılanmasını ve tasarrufların istikrarlı büyüme için gerekli seviyeye yükseltilmesini sağlamak amacıyla, esnek döviz kuru ve pozitif reel faiz politikası uygulanmaya başlanmış, mali piyasaların serbestleşmesi ve derinleşmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

1985 yılında 3182 sayılı Bankalar Kanunu yürürlüğe girmiştir; uluslararası denetim ve gözetim sistemi ile uluslararası bankacılık standartları sisteme tanıtılmış, tek düzen hesap planı uygulaması getirilmiş, bilançolar dış denetime tabi tutulmuş, mevduat sigorta fonu kurulmuş ve donuk kredilere daha gerçekçi karşılık uygulanması getirilmiştir, İnterbank piyasası kurulmuştur. Türkiye’de yerleşik kişilere döviz tutma ve döviz mevduatı açma izni verilmiştir. Merkez Bankası, 1987 yılında açık piyasa işlemlerine başlamıştır. 1988 yılında döviz piyasası kurulmuştur. 1989 yılında döviz işlemleri ve sermaye hareketleri serbest bırakılmıştır. 1990 yılında TL’nin konvertibilitesi ilan edilmiştir.

Yurtdışında yerleşik kişilere Türkiye’de menkul kıymet yatırımı yapma, TL ve döviz mevduatı açma izni verilmiştir. 1990 yılında, Merkez Bankası öngörülebilirliğin artması ve mali piyasalardaki belirsizliklerin azaltılmasına yönelik olarak para programını tanıtmış ve uygulamasını başlatmıştır. 1992 yılında, elektronik fon transfer sistemine işlerlik kazandırılmıştır. Ekonomide serbest piyasa mekanizmasının işlerlik kazanması ve mali piyasaların serbestleşmesine yönelik düzenlemeler yapılması, bankacılık sistemi üzerinde önemli etkiler yapmıştır. Sektöre yeni yerli/yabancı bankaların girişine izin verilmesi ve mevduat/kredi faiz oranlarının serbest bırakılması sonucu sektörde rekabet artmıştır. Artan rekabet, klasik mevduat bankacılığı yerine, bankaların hem kaynak hem de plasman çeşitliliğinin arttığı bir bankacılığın benimsenmesine neden olmuştur. Bu dönemde banka fonlarının bir bölümü sermaye piyasası işlemleri, devlet iç borçlanma senetleri ve hazine bonoları alımı ve döviz işlemlerinde kullanılmıştır.

Banka müşterilerine tüketici kredileri, kredi kartları, döviz tevdiat hesabı, leasing, factoring, forfaiting, otomatik vezne makineleri gibi yeni ürün ve hizmetler sunulmuş, bilgisayar sistemleri ve diğer teknolojik yeniliklerden yararlanılması ve personel eğitimine önem verilmesi sonucu sektörde verimlilik artmıştır.

Döviz işlemlerinde ve sermaye hareketlerinde serbestleşmeye gidilmesi sonucu yurtdışından borçlanma ile sağlanan fonlar bankalar için mevduat yanında önemi artan bir kaynak haline gelmiştir. 1990′lı yıllarda, döviz tevdiat hesaplarında toplanan mevduatın toplam mevduata oranı büyük ölçüde artmıştır. Bu artışın en önemli nedeni, yaşanan “sürekli yüksek-enflasyon” ortamının bir sonucu olarak ortaya çıkan “yerli paranın yabancı paralarla ikamesi” olgusu olmuştur. Bu dönemde, uygulanan serbest faiz ve esnek döviz kuru politikaları, ihracatın özendirilmesi, ithalatın serbest bırakılması, yeni bankaların kurulmasına izin verilmesi, bankalararası Türk lirası ve döviz piyasalarının kurulması ve bilgisayar ve iletişim teknolojisinde yaşanan gelişmeler sonucu, toptancı bankacılık yapan az şubeli küçük ve orta ölçekteki banka sayısı artmış, büyük ölçekteki özel bankaların pazar paylarında ise gerilemeler olmuştur.

Türk bankaları, yurtdışında banka kurarak veya şube açarak dışa açılmaya başlamışlardır. Toptancı bankalar, büyük ölçüde dış ticaretin finansmanın sağlanması, leasing, factoring, forfaiting, menkul kıymet ihracında aracılık ve kısa vadeli kredi işlemlerine ağırlık vermişler ve uluslararası mali piyasalardan finansmanı arttırmışlardır. Yabancı bankalar ağırlıklı olarak toptancı bankacılık faaliyeti içinde olmuşlardır. Bu nedenle yabancı bankaların mevduat ve kredi pazarındaki payları oldukça düşük kalmıştır. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de yüksek düzeylerde kamu sektörü finansman açıklarının yaşanması sonucu, özellikle 1989 yılından sonra ekonomide “yüksek faiz, yüksek enflasyon” dönemine girilmiştir.

Hızla büyüyen bütçe açıklarının önemli bölümünün iç borçlanma yoluyla karşılanması mali kaynaklara olan kamu talebinin artmasına neden olmuştur. Bu arada sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesine rağmen iç talep artışına dayalı enflasyonist politikalar ödemeler dengesi üzerinde çok ciddi baskılar oluşturmuş, bu baskılar reel faizlerin yükselmesine yol açmıştır. Makro dengesizliklerin giderilmesine yönelik doğru politikaların uygulamaya geçirilememesine bağlı olarak beklentiler kötüleşmiş ve belirsizlik artmıştır. Makro ekonomide kaybolan disiplin mali sektörün faaliyetine ve denetimine de yansımıştır.

Ekonomik birimler mali tasarrufları içinde döviz cinsinden aktiflerin payını arttırmışlar, TL cinsinden finansal aktiflere olan talep ise çok yüksek faizle çok kısa vadelerde gerçekleşmiştir. Bu durum bankaların bilanço yapılarını olumsuz yönde etkilemiş, kârlılık performansı düşmüş, öz kaynakların güçlendirilmesi sınırlanmıştır. Buna karşılık kamunun artan borçlanma ihtiyacının yarattığı baskının da etkisiyle hızla yükselen TL fonlama maliyeti nedeniyle bankalar yurtdışından borçlanmayı arttırmışlar ve döviz pozisyon açıklarını büyütmüşlerdir. Bilançoda hem faiz hem de kur riski önemli ölçüde artmıştır.

,

No Comments

Özel Bankaların Geliştiği Dönem (1945-1959)

1945-1959 döneminin bankacılık sistemi açısından belirleyici özelliği özel bankaların hızlı bir gelişme göstermesi, şube bankacılığının yaygınlaşması ve değişik ihtiyaçlara cevap verebilecek yeni türde kredi kurumlarının oluşturulmasıdır. Bu dönemde:

- Reeskont oranı düşürülmüş,
- Köylünün kredi imkanları artırılmış,
- Bankacılığın bir yatırım alanı olarak cazibesi artmış,
- Şube bankacılığı yaygınlaşmış, bu durum yerel bankaların tasfiyesini hızlandırmış,
- Devletin finansman ihtiyacı Merkez Bankası kaynaklarından karşılanmış, emisyon arttığından enflasyon artmaya başlamıştır.

Bu dönemde devlet eliyle veya özel kanunlarla kurulan bankalar:

1952 – Denizcilik Bankası
1954 – T. Vakıflar Bankası
1958 – T. Öğretmenler Bankası

Bu dönemde kurulan özel bankalar:

1944 – Yapı ve Kredi Bankası
1946 – Garanti Bankası
1948 – Akbank
1955 – Pamukbank

1945-1959 döneminin en önemli özelliği sanayileşme stratejisi olarak iktisadi devletçiliğin yerini özel sektörün desteklenmesi ile ekonomik kalkınmanın hızlandırılması politikasının almasıdır. Özel kesimin güçlenmesi ve sanayileşme politikasında meydana gelen değişiklik, etkisini bankacılık sektörü üzerinde de göstermiş, bu dönem, özel bankacılığın geliştiği bir dönem olmuştur.

Bu dönemde, özel kesime sağlanacak kredileri teşvik etmek için reeskont haddi düşürülmüş, Ziraat Bankası aracılığıyla köylünün kredi imkanları artırılmıştır. Hazinenin ve bazı İktisadi Devlet Teşekküllerinin artan finansman ihtiyacı ise ağırlıklı bir şekilde Merkez Bankası kaynaklarından karşılandığından, emisyon hacmi sürekli genişlemiştir. Ucuz para politikasının uygulandığı, yatırımların ve ekonomide verimliliğin arttığı, ticaretin geliştiği böyle bir ortamda bankacılığın bir yatırım alanı olarak cazibesi de artmıştır. Bu dönemde özel bankaların hızlı bir gelişme gösterdiği ve 1950-1960 yılları arasında üçü özel kanunlarla olmak üzere 24 yeni banka kurulduğu görülmektedir.

1944-1960 yılları arasında kurulan, bankalararası birleşmeler dahil, toplam 30 yeni bankanı sadece üçü (Denizcilik Bankası, T. Vakıflar Bankası ve T. Öğretmenler Bankası) devlet eliyle ve özel kanunlarla kurulmuştur. Yapı ve Kredi Bankası (1944), Garanti Bankası (1946), Akbank (1948), Pamukbank (1955) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (1950) bu dönemde kurulmuştur. Aynı dönemde bankaların şube sayılarında da yaklaşık 4 katına ulaşan bir artış olmuş, 1944 yılında 405 olan banka şube sayısı 1959 yılı sonunda 1759′a yükselmiştir. Bu dönemde, faiz oranları ve bankacılık işlemlerinden alınacak komisyon oranlarının hükümetçe belirlenmesi ve dövize dayalı işlem yapma yetkisinin sadece Merkez Bankası’nda bulunmasının da etkisiyle, şube bankacılığına ve mevduat toplamaya dayalı bir rekabet önem kazanmıştır. Şube bankacılığının yaygınlaşması, yerel bankaların tasfiyesi sürecini hızlandırmıştır.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, savaş sonrası batı ülkeleri ile yakın ekonomik ve politik ilişkilere girildiği ve yabancı ülkelerden ve uluslararası finans kuruluşlarından kredi alma olanaklarının arttığı bir ortamda kurulmuştur. Banka, 1925 yılında kurulan fakat uzun ömürlü olamayan Türkiye Sınai ve Maadin Bankası denemesi bir yana bırakılacak olursa, ülkemizde kurulan ilk kalkınma bankasıdır. Hükümetlerin Merkez Bankası kaynaklarına başvurma politikasının bir sonucu olarak bozulan ekonomik dengeler kendini 1953′ten sonra hızlı enflasyon, dış ticaret açıkları ve artan dış borçlar olarak göstermiştir. Döviz yetersizliği nedeniyle ithalatın güçlükle yapılabilmesi ve ithal girdi gereksinimlerini karşılayamayan fabrikaların eksik kapasite ile çalışmaya başlaması, Türk Lirasının devalüe edilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

1958 yılında açıklanan İstikrar Programı’nın bir parçası olarak dolar 2,8 liradan 9 liraya yükseltilmiştir. Programın desteklenmesi amacıyla Avrupa ülkelerinden dış kredi de sağlanmış olmasına rağmen kamu harcamalarında kısıntıya gidilmesinin başarılamaması ve Merkez Bankası kaynaklarına başvurulmasına devam edilmesi, enflasyonun 1959 yılında da artarak devam etmesine neden olmuştur. Ekonomide yaşanan bu olumsuzluklar II. Dünya Savaşı’ndan sonra kuvvetlenen “planlı kalkınma” düşüncesini canlandırmaya başlarken bankacılık sistemi de 1950′lerin son yıllarında tekrar bir sarsıntı dönemine girmiştir.

, , , , , , ,

No Comments